İstanbul Lale ile Bir Başka Güzel
Bu yıl nisan-mayıs arasında İstanbul, dünyayı kıskandıracak devasa bir lale bahçesine döndü. Üstelik bir zamanlar sadece yalı bahçelerinde seçkinler için dikilen laleler kentin dört bir yanında tüm İstanbul’la buluştu. İstanbul halkı lalesine sahip çıkıp, onları koparmadı, hırpalamadı, karşıdan sevmekle yetindi. Dünya Başkenti İstanbul lalesiz olmaz diyerek size İstanbul’dan birkaç lale görüntüsünü sizlerle paylaşmak istedik.İstanbul Lalesi, form itibarıyla alışılmış lalelerden oldukça farklıdır. Hançeri sivri yapraklı, badem şeklinde çiçekleri olan İstanbul Lalesi’nin bir zamanlar 1588 çeşidi olduğu söylenirdi. İstanbul Lalesi’ni tanımadan önce lalenin Anadolu’daki yolculuğuna kısaca göz atalım: Selçuklular, Anadolu’ya lalelerle birlikte yerleştiler. Bu topraklara lale soğanları ekmekle kalmayıp; camileri, mezar taşlarını, sanat eserlerini, sarayları lale motifleriyle süslemeye başladılar. 11. yüzyılda Anadolu’ya giren laleye 13. yüzyılda Mevlana’nın dizelerinde de rastlarız. Osmanlılar da laleyi çok sevdiler ve fethettikleri toprakları lalelerle süslediler.İstanbul’un fethinin ardından lale Avrupa topraklarına ayak bastı. Padişah kaftanları, saray eşyaları da lale motifleriyle bezendi. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Ahmet “Lale” ye en düşkün padişahlardı. Lale Devri İstanbul Lalesi adı verilen, iğne uçlu taç yapraklı çiçek 16. yüzyıldan itibaren kendini gösterdi. 18. yüzyılın başında Osmanlı Tarihi’nde adını bir devre veren lale, artık her yıl düzenlenen özel festivallere konu oluyor, tüm İstanbul rengarenk lale bahçeleri içinde eğleniyordu. III. Ahmet Dönemi’nin bu eğlenceleri Levni’nin resmettiği birbirinden güzel eserlerde görülür. Lale Devri’nde Osmanlı başkenti İstanbul sadece lalelerle süslenmekle kalmaz; ülkede yenilikler peşpeşe gelir. İlk matbaa, kumaş, kağıt fabrikaları, Avrupai mimari tarzı, Haliç’in islahı bu döneme rastlar. Bu dönemde laleler renk ve şekillerine göre farklı isimler alır ; fevvarei nur (nur fıskiyesi), necmi çemen (çimen yıldızı) , lali muzab (erimiş yakut; erimiş dudak) , dameni dür (inci eteği) gibi tamlamalarla çağrılırdı. İstanbul’un Laleleriyle ilgili kitaplar kaleme alınıyordu.







Yorum Yazın