Tuluyhan Uğurlu Nerede Yanlış Yapıyor?

Tuluyhan GrupAkşam Gazetesi yazarlarından Türe Özçelik, Tuluyhan Uğurlu’nun 6 Nisan 2008 Kapalıçarşı konseri sonrasında gazeteki sütununda konserle ilgili duygularını şöyle dile getirdi: Piyanist Tuluyhan Uğurlu’nun ‘Dünya Başkenti İstanbul’ adını verdiği konseri Kapalıçarşı’yı çınlattı. Ama basında hiç yer bulamadı…Aysun Kayacı ne dedi, neden dedi? Seda Sayan’ın her program ağız dolusu reklamını yaptığı doktor, bu kez Seda’nın suratını mahvetti… Pınar Altuğ kına gecesinde coştu, Bülent Ersoy’un eski eşi Armağan kaset çıkaracak. Bir haftaya daha bu gündemle başladık. Oysa, 550 yıllık bir tarihin orta yerinde, Kapalıçarşı’da öyle bir konser vardı ki, “bu kez kimse bu konsere kayıtsız kalamayacak” dedim içimden; gündemde mutlaka kendine bir yer bulacak. Ama tek bir satır yoktu gazetelerde, haber sitelerinde. Eş dost torpili olanlara, magazinel aşk yaşayanlara, sayfalar dolusu övgü yağdıran yazarlarda yine ‘tık’ yok…

Piyanist Tuluyhan Uğurlu’nun ‘Dünya Başkenti İstanbul’ adını verdiği konseri Kapalıçarşı’yı çınlattı. Nuruosmaniye Kapısı’ndan Beyazıt’a dek uzanan ünlü Kalpakçılar Caddesi, bu kez altınların değil, Tuluyhan’ın müziğiyle ışıldadı. Arkasına hiç bir sponsor almadan, bireysel projelere imza atan sanatçının Kapalıçarşı’daki bu konserinde keşke yabancı turistleri de görebilseydik. Sultanahmet Meydanı’nın birkaç yerine asılacak duyurularla bu sağlanabilirdi. Olduk olmadık projelere destek veren Büyükşehir Belediyesi üç-beş duyuru panosu hazırlayabilirdi örneğin. 2 bin kişinin izlediği konserde konuklar boza, simit, şıra gibi geleneksel Türk ikramlarıyla karşılandı. Vefa Bozacısı, Pınar Süt, Tadım, Doğadan, Eti, Meysu ve Maccoffe ikram desteği vermiş. Alışılagelmiş, orta yaş üstü fraklı erkekler ve siyah giyimli kadın izleyicilerin gövde gösterisi yaptığı bir klasik müzik konserinden çok uzakta, parkalı gençler, elinde ayıcığıyla minicik çocuklar, genci yaşlısıyla tam bir halk konseriydi bu. Dakikalarca ayakta alkışlanan Uğurlu’yu, İKSV’nin düzenlediği İstanbul Festivali’nde bugüne dek neden göremediğimize de asla mana verebilmiş değilim. Peki, ama bu çocuk nerede yanlış yapıyor?

Devlet bursuyla yurtdışında okuduktan sonra ülkemize dönerek öğrenci yetiştirmek de dahil, klasik müzik adına tek bir taşı dahi yerinden kaldırmayan nice virtüözün aksine Tuluyhan, Türkiye’nin dört bir yanına müziğini taşıyor. Okulları dolaşıyor, Ezan’dan Mehter’e, İstiklal Marşı’ndan Mevlana’ya dek kendi öz değerlerimizi besteleriyle hayatın içine sokuyor.

OLMAYA TÜRBAN CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ

İlçeme dair tüm haberleri eksiksiz takip ettiğim Kadıköy Gazetesi’nde geçenlerde bir yazı ilişti gözüme. Hemen paylaşayım dedim sizlerle. Türbanla ilgili yazılarıma, hakaretler yağdıran kimi okur, bakalım bu duruma ne diyecek?

Söz konusu yazıyı kaleme alan Dr. Ülkü Sema Aydın; Çocuk Hastalıkları Uzmanı. Yazının başlığı “Türban ve tesettürlü giyimin insan vücudunda yarattığı sağlık sorunları”.

Sıkı yaka, sıkma baş ve türban gibi giyimlerle boyuna yapılan baskı, beyne giden karotid sinus dediğimiz damardaki kan akışını azaltarak, baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulanması, sıkıntı hissi, tansiyon düşmesi ve hatta bayılma nöbetlerine bile neden olabilmektedir.

Boyunda hayati önemi olan üç hormon dokusu bulunmaktadır. Bunlar tiroit, paratiroit ve timus bezleridir. Bu bezlere dışarıdan olan bir baskı, çoğu zaman laboratuar tetkikleriyle ortaya çıkarılamayacak sağlık sorunları yaratabilir. Kuru bir cilt, hafıza bozuklukları, sıkıntı hissi, terleme, deri çatlaması, halsizlik ve kramplara neden olabilir. Timus bezi ise döş tahtası önünde olduğu için baskıdan pek etkilenmez.

Baştan ayak bileğine dek olan kapanık (tesettürlü) bir giyim tarzı da vücut sağlığını bozacak bir giyimdir. Vücudun dış yüzü, güneş ışığından aldığı ultraviyole ile D vitamini oluşumunu sağlayan bir dokudur. Bunun için cildin doğrudan güneş ışığı ile teması gerekmektedir. D vitamini eksikliğinde özellikle çocuklarda, kemik gelişimi duraklar, bacaklar eğrilir, boy uzaması durur ve bol terleme görülür.

Türbanla sıkı sıkı kapanan saçlı deriye gelince, kapalı kalan saçlar matlaşır, çabuk yağlanır ve kirlenir. Yağlanan saçlı deride enfeksiyon riski artar, sivilceler oluşur, saç dökülmesi ve kepeklenme meydana gelir. Bunun önlenmesi için, saçlı derinin havalanması ve güneş görmesi gerekmektedir.

Durum budur sevgili okur. Bize de “Halk içinde muteber bir nesne yok türban gibi, olmaya türban cihanda bir nefes sıhhat gibi” demek düşüyor


1 Yorum Yapıldı.
  1. Gulay Karamahmutoglu:

    Surekli sanattan bahsedilirken, gercek anlamda sanatla ugrasan kimselerin (her nedense?) pek de goze carpmadigi, aymazlik dolu bir ortamda; begenilme, kabul gorme, anlasilma kaygisi tasimadan duyumsadiklarini hem eserlerinde hem icralarinda (sanatin/sanatcinin olmasi gerektigi bicimde), tamamen ozgun bir uslub ve samimiyetle, ozgurce yansitabilmek…

    Sanatin en cok da prangalara dayanamadigini, aslinda zaman ve mekan kavramlarinin goreceli varliginin otesinde, yarat(il)anin “oz”undeki sonsuzlugu yakalamaya calismak oldugunu unutan, hala birkac yuzyil oncesindeki dusuncelerle “sablon”u as(a)mayan sanatci(?) ordusu icinde, ‘oz’ guvene sahip olarak ideallerinin pesinde kosabilmek…

    “Sanatci”yi siradan bir ressam, muzisyen, sair,..vb olmaktan ayiran, onu zamansiz, mekansiz, sinirsiz, ölümsüz yaparak özgün ve özgür kılan da bu degil midir?

    Yasadigi cagda anlasilamamak, inandiklarindan odun vermeyen ve birilerinin cizdigi cizgiden gitmeyi reddeden sanatcilarin neredeyse hemen hepsinde yasamlarinin belli bir donemi ya da tüm ömürleri boyunca (bazen daha sonrasinda da) rastlanilan son derece normal bir durum olarak kabul edilmelidir. Aslina bakarsaniz, sanatcinin anlasilmak/anlasilabilmek gibi bir sorunu da yoktur, olmamasi da gerekir.
    ee cummings’ten bir alinti yaparak, bana gore Sayin Tuluyhan Ugurlu’nun hata yapmak soyle dursun, tersine tamamen dogru yolda olduguna inandigimi belirtmek istiyorum. Saygilarimla… Gulay Karamahmutoglu

    “hic kimse degil,
    ancak kendiniz olmak,
    sizi bir baskasi yapabilmek icin gece-gündüz elinden geleni ardina koymayan bir dünyada,
    insanın verebileceği en güc savastir
    ve asla savasmayi elden birakmayin.”
    (ee cummings)

Yorum Yazın