Eserin Albüm Çalışması

Dünya Başkenti İstanbulDMC etiketiyle Mart 2006’da Türkiye ve dünyada satışa sunulan Dünya Başkenti İstanbul, İstanbul’da Rumelihisarı’nda doğup büyüyen, erken yaşta eğitim için Viyana’ya gidip, 14 yıl doğduğu kente hasret yaşayan Tuluyhan Uğurlu’nun tutkuyla bağlı olduğu İstanbul’a yazdığı çağdaş klasik bir eser. Eser ilk kez 2004 Aralık ayında Çırağan Sarayı’nda yapılan gala konserinde seslendirilmiş, yurt içi dışında verilen konserlerde büyük ilgi toplamıştı. Uğurlu son olarak eseri Amerika’da dört eyalette seslendirmişti.

Uğurlu eserde dünden bugüne kendi İstanbul’unu anlatırken Napoléon Bonaparte’ın “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.” sözlerinden yola çıkarak kentin 3000 yıllık tarihine 2000’li yılların bakış açışıyla dev bir ayna tutuyor. Bu aynanın içinde sanatçının nahif dünyasının pek çoğu hüzünlü, İstanbul’un koyu mavi tonlarıyla renklenen öyküleri, birbiriyle çarpışmadan adeta dans ediyorlar.

Tuluyhan Uğurlu, 12 bölümden oluşan bu yeni albümünde her zaman olduğu gibi yöresel olandan evrensel boyutlara ulaşırken, eserde Türk Müziği, Türk Halk Müziği ve Tasavvuf Müziği enstrümanları canlı olarak kullanılıyor. Sanatçı, Dünya Başkenti İstanbul’da dünyanın en gelişmiş stüdyo teknikleriyle senfonik bir sound yakalarken, yeni kuşaklara rahatlıkla seslenecek ritmlerle eserin genç ve dinamik oluşumuna da özen gösteriyor.

Albümde tüm beste, aranjman ve orkestrasyonları yapan Tuluyhan Uğurlu’ya canlı kayıtlarda Kültür Bakanlığı ve radyo sanatçılarından oluşan bir sanatçı kadrosu eşlik ediyor:
Rebab: Mehmet Refik KAYA
Kaval: Murat TORAMAN
Ney: Emrah KIRTEPE
Bağlama: Ümit YILMAZ
Piyano ve Tuşlu Çalgılar: Tuluyhan UĞURLU

Albüme Musevi cemaatinden Yako Taragana-Natan Siliki ve Kültür Bakanlığı Tasavvuf Müziği korosundan Hafız Yahya Soyyiğit ise sesleriyle katılıyorlar.
Albümün teknik kastı ise şöyle:
Müzik Süpervizör, Kayıt, Mix, Drum Programing: Can ÖZYİĞİT
Müzik Editing: Can ÖZYİĞİT, Togay ÖZYİĞİT
Mastering: Can ÖZYİĞİT, Togay ÖZYİĞİT, Tuluyhan UĞURLU

DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL’UN BÖLÜMLERİ
1. DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL Minareler ve Kuleler (Mimar Sinan’a)
2. AYASOFYA (Anthemios ve İsidoros’a)
3. 24 SAAT İSTANBUL (Fatih Sultan Mehmed’e)
4. GÖKDELENDEN ESKİ KENTE BAKIŞ
5. AÇIK DENİZLERE HASRET
6. CUMHURİYETİN KARTALI (Mustafa Kemal Atatürk’e)
7. GELECEK KUŞAKLAR
8. KUTSALLARIN KUTSALI (Itri’ye)
9. ARNAVUT KALDIRIMLARI
10. İSTANBUL’DA BİR KONYALI (Babama)
11. PERA’DA AKŞAM
12. DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL Solo Piyano

Tuluyhan Uğurlu bu albümde ilk kez kendi klasik sound’unun dışına çıkıp daha çağdaş denemeler yapıyor. Gelecekteki çalışmalarının ilk sinyallerini verdiği albüm sürprizlerle dolu. Klasik çizgide başlayan bazı eserler, müzik teknolojisinin ulaştığı son noktalara uzanıp, dünya standartlarında elektronik bir biçim kazanıyor. Uğurlu, dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’un ancak böylesi çeşitlilikle ve mutlaka bir çağdaş yaklaşımla anlatılabileceğine inanıyor.

Tuluyhan Uğurlu eserin bazı bölümlerini İstanbul için önemli insanlara ithaf ediyor:
Dünya Başkenti İstanbul-Minareler ve Kuleler isimli ilk bölüm İstanbul’un en büyük mimarına, Mimar Sinan’a ithaf ediliyor. Uğurlu’ya göre Mimar Sinan bugün yaşasaydı, dünyanın en önemli, en işlevsel gökdelenlerine kendi üslubunu koyar, yine akıl almazı başarırdı.

Sanatçı, “Bir insanlık mabedi” olarak gördüğü Ayasofya için yazdığı eseri ise bu rakipsiz eseri yaratan Trallesli matematikçi Anthemios ile Miletoslu mimar İsidoros’a ithaf ediyor.

Eserde İstanbul’un mistik yönü hiç ihmal edilmiyor. 3 dinin özgürçe yaşadığı kent için yazılan “Kutsalların Kutsalı” isimli bölümde Itri’nin Salat-ı Ummiye’sinden ezgiler taşıyor ve büyük besteci Itri’ye armağan ediliyor. Ve İstanbul’un iki büyük devlet adamı… 24 Saat İstanbul, Fatih Sultan Mehmed’e, Cumhuriyet’in Kartalı isimli bölüm ise Mustafa Kemal Atatürk’e adanıyor.

Albümde bir de kişisel ithaf var. Anadolu ezgileri taşıyan farklı bir çalışma, İstanbul’da Bir Konyalı 20’li yaşlarında felsefe eğitimi yapmak için İstanbul’a gelen Uğurlu’nun şair babası Halim Uğurlu’ya adanmış. Bu bölüm Halim Uğurlu’nun kimliğinde, taşradan İstanbul’a gelip, bu büyük kentte tutunmak isteyen tüm Anadolu ve Rumeli kökenli İstanbullular için yazılmış.